Book Creator

MEZAT

by Ayşe ÇEVİKEL

Pages 2 and 3 of 17

MEZAT

Ayşe ÇEVİKEL
Loading...
Ankara’da bir mezat salonu. Mezat salonunun sahibi Hamit Bey yardımcısının, bir adamın getirdiği çok pahalı bir cep saatini haber vermesiyle kafasını okuduğu dosyadan kaldırdı. Karşısında duran saati görünce birden eski anılarına gitti..
Onun bu zengin duruma gelmesinde en büyük pay eşi Zeynep hanıma aitti. Zeynep bir Yörük kızıydı. Onunla evlenebilmek için çok uğraşmıştı. Ankara’da büyüyen bir gençle bir Yörük kızının evlenmesine başta herkes şaşırmıştı.
Zeynep bir gün köye inip alışveriş yaptıktan sonra dağdaki çadırına geri dönüyordu. O sırada köyün muhtarı kaza yaparak arabası bozulan Hamit ile konuşmaktadır. Yetişmek zorunda kaldığı toplantı için acele ederken yoldan çıkmış bir tarlaya girmiş ve lastiği patlamıştır. Muhtar şehirden tamirci çağırmanın vakit alacağını söyleyerek “seni bu gece misafir edelim” demiştir.
 Çaresiz bir şekilde kahvede otururken Zeynep’i gördü Hamit. O masum bakışların ardında keskin bir adalet vardı. Yemenisinin ucundan kahvede oturan bu delikanlıyı o da fark etse de dönüp bakmadı. Hamit hayatı yurt dışında geçmiş bir gençti ve bunun verdiği rahatlıkla hemen Yörük kızının yanına gidip konuşmak istedi. Kız bu rahat tavırlı delikanlıyı tersledi.
Loading...
Ankara’da bir mezat salonu. Mezat salonunun sahibi Hamit Bey yardımcısının, bir adamın getirdiği çok pahalı bir cep saatini haber vermesiyle kafasını okuduğu dosyadan kaldırdı. Karşısında duran saati görünce birden eski anılarına gitti..
Onun bu zengin duruma gelmesinde en büyük pay eşi Zeynep hanıma aitti. Zeynep bir Yörük kızıydı. Onunla evlenebilmek için çok uğraşmıştı. Ankara’da büyüyen bir gençle bir Yörük kızının evlenmesine başta herkes şaşırmıştı.
Zeynep bir gün köye inip alışveriş yaptıktan sonra dağdaki çadırına geri dönüyordu. O sırada köyün muhtarı kaza yaparak arabası bozulan Hamit ile konuşmaktadır. Yetişmek zorunda kaldığı toplantı için acele ederken yoldan çıkmış bir tarlaya girmiş ve lastiği patlamıştır. Muhtar şehirden tamirci çağırmanın vakit alacağını söyleyerek “seni bu gece misafir edelim” demiştir.
 Çaresiz bir şekilde kahvede otururken Zeynep’i gördü Hamit. O masum bakışların ardında keskin bir adalet vardı. Yemenisinin ucundan kahvede oturan bu delikanlıyı o da fark etse de dönüp bakmadı. Hamit hayatı yurt dışında geçmiş bir gençti ve bunun verdiği rahatlıkla hemen Yörük kızının yanına gidip konuşmak istedi. Kız bu rahat tavırlı delikanlıyı tersledi.

-       Sen kim oluyorsun da benimle bu kadar rahat konuşabiliyorsun dedi.
Hamit hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Kimse ona bu zamana kadar böyle bir cevap vermemişti. Muhtar bu Yörük kızına “bu genç yolda kalmış Zeynep kızım onu çadırınızda misafir edebilir misin, baban Osman Bey muhakkak kabul eder. Selamımı da iletir misin?” dedi.
Zeynep istemeyerek de olsa genci arkasına alıp yürümeye başladı. Tepeye doğru yola koyuldular. Hamit hiç böyle dirayetli bir kız görmemişti. Sırtındaki yüke aldırmadan tepeleri rahatça aşıyordu. Kibarlık olsun diye yüküne yardım etmeyi teklif edince kız hafifçe gülümseyerek:
-       “şehirli oğlan bu senin bildiğin gibi çanta taşımaya benzemez” dedi ve
ardından sırtındaki yükü oğlanın eline bırakmasıyla Hamit yere devrildi. Bu ağır yükü bu genç kız nasıl taşıyordu hayret diye içinden geçirdi.
Tepeye vardıklarında onları oba halkı karşıladı. En başta Osman Bey vardı. Osman Bey küçük yaşlardan itibaren tarlalara gidip çalışan gayreti sayesinde başarılı olmuş bir Yörük beyiydi. Gelen misafiri baş tacı edip ağırladı. Hamit gördüğü bu misafirperverlik karşısında çok şaşırmıştı. Yörükleri kaba insanlar olarak hayal etmişti ama Osman Bey ve ailesi hiç öyle değildi. Gecenin ilerleyen saatlerinde onları daha da inceleme fırsatı bulmuştu. Konuşmaları oturup kalkmaları çok düzgündü. Asil bir şekilde birbirlerine hitap ediyorlardı. Saygı hat safhadaydı. Hamit’in gözleri Zeynep’i arıyordu. Onunla obaya geldikten sonra konuşma fırsatı bulamamıştı. Nihayet Zeynep çadırın kapısında göründü elinde yatak denkleri vardı. Hızlıca yatağı hazırlayıp çıkacakken Hamit koşup karşısına dikildi.

-       Sen kim oluyorsun da benimle bu kadar rahat konuşabiliyorsun dedi.
Hamit hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Kimse ona bu zamana kadar böyle bir cevap vermemişti. Muhtar bu Yörük kızına “bu genç yolda kalmış Zeynep kızım onu çadırınızda misafir edebilir misin, baban Osman Bey muhakkak kabul eder. Selamımı da iletir misin?” dedi.
Zeynep istemeyerek de olsa genci arkasına alıp yürümeye başladı. Tepeye doğru yola koyuldular. Hamit hiç böyle dirayetli bir kız görmemişti. Sırtındaki yüke aldırmadan tepeleri rahatça aşıyordu. Kibarlık olsun diye yüküne yardım etmeyi teklif edince kız hafifçe gülümseyerek:
-       “şehirli oğlan bu senin bildiğin gibi çanta taşımaya benzemez” dedi ve
ardından sırtındaki yükü oğlanın eline bırakmasıyla Hamit yere devrildi. Bu ağır yükü bu genç kız nasıl taşıyordu hayret diye içinden geçirdi.
Tepeye vardıklarında onları oba halkı karşıladı. En başta Osman Bey vardı. Osman Bey küçük yaşlardan itibaren tarlalara gidip çalışan gayreti sayesinde başarılı olmuş bir Yörük beyiydi. Gelen misafiri baş tacı edip ağırladı. Hamit gördüğü bu misafirperverlik karşısında çok şaşırmıştı. Yörükleri kaba insanlar olarak hayal etmişti ama Osman Bey ve ailesi hiç öyle değildi. Gecenin ilerleyen saatlerinde onları daha da inceleme fırsatı bulmuştu. Konuşmaları oturup kalkmaları çok düzgündü. Asil bir şekilde birbirlerine hitap ediyorlardı. Saygı hat safhadaydı. Hamit’in gözleri Zeynep’i arıyordu. Onunla obaya geldikten sonra konuşma fırsatı bulamamıştı. Nihayet Zeynep çadırın kapısında göründü elinde yatak denkleri vardı. Hızlıca yatağı hazırlayıp çıkacakken Hamit koşup karşısına dikildi.

-       “Konuşmak istiyorum” dedi.
Zeynep:
-       “Konuşacak ne var” dedi.
Hamit:
-       “Senden çok hoşlandım ne olur benimle Ankara ya gel evlenelim” dedi.
Zeynep çok şaşırdı ve “Söylediklerinin farkında mısın? Seni tanımıyorum bile” dedi.
Hamit: “ Olsun tanırsın” dedi.
“Olmaz” dedi Zeynep “Ben bir Yörük kızıyım. Dağlarda, tepelerde göçebe bir hayat yaşıyoruz. Senin gibi şehirde yaşayamam” dedi. “O zaman ben burada kalırım” dedi Hamit.
Buna da itiraz eden Zeynep:
- “Olmaz sen burada yaşayamazsın alışık değilsin” dedi.
Hamit bu duyduklarına çok üzüldü. Ama bu kararından dönmedi. Osman Bey ile konuşup izin istedi ve niyetini anlattı. Onları Ankara’ya davet etti.
Çok farklı olan iki aile birbirlerini tanıdıkça farklılıklarını aşabileceklerini gördüler. Zeynep bir Yörük kızından fazlasıydı. Tavır ve davranışları ile bunu gösteriyordu. Onun asaleti Hamit'i de etkilemişti. Hamit o kazanın ardından yaşadıkları ile çok farklılaşmıştı. O eski haşarı genç gitmiş yerine ağırbaşlı ve çalışkan bir genç gelmişti. Ailesi bu yeni Hamit’ten çok memnundu. Babası işlerini ona devretmeye hazırlanıyordu. Şehir yaşantısına da alışan Zeynep ile de kısa süre içinde evlenmişlerdi. Şehirde büyük bir mezatın sahibi olsa da sık sık Yörük obasına ziyarete gidiyorlardı. Bu onların hayatının iki farklı ucuydu. Zeynep onun hayata bakışını değiştirmişti.

-       “Konuşmak istiyorum” dedi.
Zeynep:
-       “Konuşacak ne var” dedi.
Hamit:
-       “Senden çok hoşlandım ne olur benimle Ankara ya gel evlenelim” dedi.
Zeynep çok şaşırdı ve “Söylediklerinin farkında mısın? Seni tanımıyorum bile” dedi.
Hamit: “ Olsun tanırsın” dedi.
“Olmaz” dedi Zeynep “Ben bir Yörük kızıyım. Dağlarda, tepelerde göçebe bir hayat yaşıyoruz. Senin gibi şehirde yaşayamam” dedi. “O zaman ben burada kalırım” dedi Hamit.
Buna da itiraz eden Zeynep:
- “Olmaz sen burada yaşayamazsın alışık değilsin” dedi.
Hamit bu duyduklarına çok üzüldü. Ama bu kararından dönmedi. Osman Bey ile konuşup izin istedi ve niyetini anlattı. Onları Ankara’ya davet etti.
Çok farklı olan iki aile birbirlerini tanıdıkça farklılıklarını aşabileceklerini gördüler. Zeynep bir Yörük kızından fazlasıydı. Tavır ve davranışları ile bunu gösteriyordu. Onun asaleti Hamit'i de etkilemişti. Hamit o kazanın ardından yaşadıkları ile çok farklılaşmıştı. O eski haşarı genç gitmiş yerine ağırbaşlı ve çalışkan bir genç gelmişti. Ailesi bu yeni Hamit’ten çok memnundu. Babası işlerini ona devretmeye hazırlanıyordu. Şehir yaşantısına da alışan Zeynep ile de kısa süre içinde evlenmişlerdi. Şehirde büyük bir mezatın sahibi olsa da sık sık Yörük obasına ziyarete gidiyorlardı. Bu onların hayatının iki farklı ucuydu. Zeynep onun hayata bakışını değiştirmişti.
Bu mezat günün de karşısına gelen bu cep saatini ve sahibini hemen tanıdı. Bu adam Londra’da bale okumaya giden eski kız arkadaşı Hülya’nın babası idi. Hırslı bir bürokrat olan adam konumunu koruyabilmek için kirli işlere girmişti. Rüşvet verdiği ve karısını aldattığı ortaya çıkmıştı. Bütün varlığını kaybetme noktasına gelmişti. Lisedeyken Hülya ile görüşmelerine engel olan adam çaresizce bu saatten gelecek paraya muhtaç halde karşısındaydı.
O Hamit’i tanımasa da, Hamit onu tanımıştı. Saat ve birkaç diğer eşyayı, mezatta çıkmadan ederinden fazlasını verip ondan almıştı. Bu saati kime hediye edeceğini çok iyi biliyordu. Sarı sıcak tarlalarda zayıf ve güçsüz kollarıyla, küçük yaşta çalışarak annesine para götüren kayınpederi Osman Bey’e hediye edecekti. Ona güvenip kızı ile evlenmesine müsaade eden bu adam her şeyin en güzeline layıktı.
PrevNext